TGNA Türkiye

Bu yayının tüm hakları TGNA Media Group'a aittir.

Türk Dünyasının Birliği Kardeşlik Hukukuyla Güçlenir

Ankara’daki 13. Zirve, Türk dünyasının birlik iradesini gösterdi. Aliyev’in yokluğu ise iki devlet, tek millet anlayışını ve kardeşlik hukukunu yeniden gündeme taşıdı.

Mavi gökyüzü önünde dalgalanan turkuaz Türk Devletleri Teşkilatı bayrağı; ortada sekiz köşeli yıldız, güneş ışınları ve hilal içinde yıldızdan oluşan amblem, çevresinde Türkçe ve İngilizce teşkilat adı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı büyük bir coşkuyla kutladığımız bugünlerde, Türk dünyası açısından önemli bir gelişmeye de şahitlik ediyoruz. Türk Devletleri Teşkilatının 13. Zirvesi Ankara’da gerçekleştirildi. Azerbaycan’ın yürüttüğü dönem başkanlığı Türkiye’ye devredildi. Türk devletlerinin cumhurbaşkanları ve hükûmet temsilcileri Ankara’da bir araya gelerek ortak geleceklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bu buluşmanın tarihî önemini anlatmaya kelimeler yetmez. Ata topraklarından Anadolu’ya uzanan büyük bir medeniyetin temsilcileri, bugün Türkiye’nin ev sahipliğinde aynı masa etrafında buluşuyor. Yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda yaşayan, farklı siyasi süreçlerden geçen Türk toplulukları, ortak tarihleri ve kültürel bağları etrafında yeniden güçlü bir birlik oluşturma iradesi gösteriyor.

Ancak böylesine anlamlı bir günde içimizi burkan bir gelişme de yaşandı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in Ankara’daki zirveye katılmaması, Türk dünyasının ortak vicdanında sorgulanması gereken bir durum ortaya çıkardı. Azerbaycan’ı Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti. Elbette devletler arasındaki diplomatik temsilin farklı seviyeleri olabilir. Ancak böylesine önemli bir dönemde, dönem başkanlığının Azerbaycan’dan Türkiye’ye devredildiği bir zirvede Sayın Aliyev’in de diğer devlet başkanlarıyla birlikte Ankara’da bulunmasını beklerdim.

Üstelik son günlerde Türkiye ve Azerbaycan arasında gündeme gelen tartışmalar, iki ülkenin ilişkileri hakkında çeşitli yorumlara neden olmuştu. Böylesi bir atmosferde Sayın Aliyev’in Ankara’ya gelerek diğer liderlerle birlikte güçlü bir birlik ve kardeşlik mesajı vermesi çok daha anlamlı olurdu. Ben şahsen bu buluşmada kendisini de görmek isterdim. Bu katılımın, kamuoyunda oluşan soru işaretlerinin giderilmesine ve kardeşlik hukukunun yeniden güçlü biçimde vurgulanmasına katkı sağlayacağına inanıyorum.

Kimlerin etkisinde kalındığı, hangi siyasi hesapların devreye girdiği veya eski Sovyet döneminden kalan siyasi anlayışların bugünkü ilişkilere yansıyıp yansımadığı konusunda çeşitli değerlendirmeler yapılabilir. Ancak benim kanaatim şudur: Türk dünyasının geleceği, günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulmalıdır. Kardeşlik hukukunu korumak, liderlerin en önemli sorumluluklarından biridir.

İki Devlet, Tek Millet Anlayışı Tarihî Mücadelelerle Güçlendi

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri değerlendirirken tarihî hafızamızı göz ardı edemeyiz.

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde Azerbaycan bağımsızlık yolunda ilerlerken Türkiye, kardeş ülkenin devlet ve ordu yapılanmasına destek verdi. Rahmetli Alparslan Türkeş’in talimatları doğrultusunda Hüseyin Paşa ve beraberindeki askerî kadroların Azerbaycan ordusunun kuruluşuna ve eğitimine katkıları önemli bir tarihî hatıradır. O dönemde Azerbaycanlı kardeşlerimizin yanında bulunan Türk askerleri, iki ülke arasındaki dayanışmanın sahadaki temsilcileri oldu.

Sonraki yıllarda Türkiye, Azerbaycan ordusunun eğitimine, modernizasyonuna ve kurumsal gelişimine destek verdi. Azerbaycanlı askerî öğrenciler Türkiye’deki askerî okullarda eğitim gördü. Türk Silahlı Kuvvetlerinin tecrübesi, eğitim anlayışı ve askerî birikimi Azerbaycan ordusunun gelişiminde önemli katkılar sağladı.

2020 yılında Karabağ’da yaşanan savaş sırasında da Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi, askerî ve stratejik destek tarihî bir önem taşıdı. Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını geri alma sürecinde Türkiye’nin katkısı, iki devlet arasındaki dayanışmanın güçlü bir örneği olarak hafızalara kazındı.

Bütün bunları iki devlet, tek millet anlayışıyla gerçekleştirdik. Türkiye ve Azerbaycan halkları birbirlerinin sevincini de üzüntüsünü de kendi duyguları olarak gördü. Dolayısıyla bugün yaşanan tartışmalara bakarken bu büyük tarihî birikimi hatırlamak zorundayız.

Türk Dünyasının Sınırları Daha Geniş Düşünülmeli

Ankara’daki zirvenin gündeminde bir başka önemli konu da Türk Devletleri Teşkilatının gelecekte nasıl büyüyeceğidir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gözlemci üye statüsüyle teşkilatta bulunması, Türk dünyasının kurumsal yapısı bakımından önemli bir gelişmedir. Önümüzdeki yıllarda bu yapının daha geniş bir coğrafyaya ulaşması gerektiğini düşünüyorum.

Bu çerçevede Rusya Federasyonu içerisindeki Türk halklarının ve cumhuriyetlerinin de Türk dünyasıyla ilişkilerini geliştirecek yeni mekanizmalar üzerinde düşünülmelidir. Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan, Saha (Yakutistan) ve diğer Türk topluluklarının kültürel, akademik ve ekonomik ilişkilerinin güçlendirilmesi önem taşıyor.

Elbette bu konuda Rusya Federasyonu ile diplomatik temaslar, ilgili ülkelerin egemenlik hakları ve mevcut uluslararası hukuk çerçevesinde hareket edilmelidir. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı ile yapılacak görüşmelerde, Türk halklarının kültürel ve ekonomik iş birliğini geliştirecek modeller gündeme getirilebilir. Bu toplulukların uygun kurumsal mekanizmalarla Türk dünyasının çalışmalarına gözlemci veya diyalog ortağı olarak katılması da değerlendirilebilir.

Türk dünyası, farklı inançlara sahip Türk topluluklarını da ortak tarih ve kültür temelinde kucaklamalıdır. Türk kimliği, farklı coğrafyalarda yaşayan toplulukların ortak hafızasını temsil ediyor. Bu nedenle Türk dünyasının kurumsal vizyonu, bütün Türk topluluklarını kapsayacak genişlikte düşünülmelidir.

Devlet Yönetimlerinde Halkın Vicdanı Gözetilmelidir

Azerbaycan ile ilgili son dönemde kamuoyuna yansıyan gelişmelerin bir başka boyutu da din ve inanç özgürlüğü konusudur.

Her bağımsız devletin kendi hukuk sistemi, yönetim anlayışı ve egemenlik hakları vardır. Başka bir devletin iç işlerine müdahale edilmesini doğru bulmam. Bununla birlikte, halkın inançları ve temel hakları konusunda alınan kararların toplumsal vicdan üzerindeki etkisi de göz ardı edilmemelidir.

İnsanların inançları üzerinden baskı hissettiği, zorlayıcı uygulamalarla karşılaştığı bir ortamda toplumsal huzurun korunması güçleşir. Devlet yönetimleri, halkın değerlerini ve hassasiyetlerini dikkate almalıdır. İnanç özgürlüğü, insanın temel haklarından biridir. Bütün insanlar eşit yaratılmıştır. Hiçbir insanın inancı veya inancını yaşama biçimi nedeniyle baskı altında hissetmesini arzu etmeyiz.

Tarih bize gösteriyor ki halkıyla güçlü bağlar kuran, toplumunun güvenini kazanan ve insanların gönlünde yer edinen liderler kalıcı bir saygınlık kazanır. Zorlayıcı uygulamalar ve toplumsal hassasiyetleri göz ardı eden kararlar ise zaman içerisinde yönetimlerle halk arasındaki güveni zedeleyebilir.

Bu konudaki değerlendirmelerimin Azerbaycan halkına yönelik herhangi bir kırgınlık taşımadığının da altını çizmek isterim. Azerbaycan halkı bizim kardeşimizdir. İki ülkenin insanları arasında tarihî, kültürel ve gönül bağları vardır. Devlet yönetimleri arasında yaşanan tartışmaların halklarımızın kardeşliğine zarar vermesini istemeyiz.

Türk Dünyasının Geleceği Ortak İradeyle Şekillenecek

Ankara’da gerçekleştirilen 13. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nde diğer devlet başkanlarının ve temsilcilerinin ortaya koyduğu kardeşlik mesajlarını memnuniyetle karşıladım. Her birinin ortak geleceğe ilişkin görüşlerini ifade etmesi, Türk dünyasının birlik arayışına katkı sundu.

Bizler ata topraklarından Anadolu’ya geldik. Bugün Anadolu, bütün ata topraklarımızdan gelen kardeşlerimize ev sahipliği yapıyor. Aynı sofrada buluşmak, aynı dili konuşmak, ortak tarihimize sahip çıkmak ve geleceğe birlikte yürümek büyük bir bahtiyarlıktır.

Türkiye ile Azerbaycan arasında halklar düzeyinde bir kırgınlık yaşanmasını asla istemem. İki halk arasındaki kardeşlik, günlük siyasi gelişmelerden çok daha köklü bir tarihî temele dayanıyor. Azerbaycan devlet yönetiminin de son dönemde yaşanan tartışmaları yeniden değerlendirmesini ve kardeşlik hukukunu güçlendirecek adımlar atmasını temenni ediyorum.

Yanlış hesap Bağdat’tan döner diye güzel bir sözümüz var. Ümit ediyorum ki önümüzdeki süreçte karşılıklı anlayış güçlenir, sorunlar diplomasi yoluyla çözülür ve iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden daha güçlü bir zeminde ilerler.

Benim son sözüm şudur: Türk dünyasının birliği, liderlerin birbirlerine göstereceği saygı, halkların ortak değerlerine duyulan bağlılık ve karşılıklı güvenle güçlenir. Bugün Ankara’da yakaladığımız bu tarihî fırsatı korumak hepimizin sorumluluğudur.

Ne mutlu Türk dünyasının birliğine, ne mutlu kardeşliğimizi yaşatanlara.

Bu yazıyı paylaş

Dış Politika

Ankara’da Türk Devletleri Teşkilatının 13. Zirvesi Başladı

Ankara, Türk dünyasının siyasi, ekonomik ve stratejik geleceğini şekillendirecek önemli bir diplomatik buluşmaya ev sahipliği yapıyor. Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) 13. Zirvesi kapsamında 29 Ekim’de Dışişleri Bakanları Konseyi toplandı. Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenen programda ikili görüşmeler yapıldı, ortak gündem değerlendirildi ve teşkilatın gelecek dönem öncelikleri konuşuldu.

Dış Politika

Türk Devletleri Ankara Zirvesi’nde Stratejik İş Birliği Adımları Atılacak

Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) 13. Zirvesi, 29-30 Ekim tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde düzenlenecek zirvede, Türk devletleri arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, ulaştırma ağlarının güçlendirilmesi, dijital dönüşüm, tarım teknolojileri ve uzay alanındaki ortak çalışmalar ele alınacak.